Makale Arama
Sayı
Anahtar Kelime, Yazar(lar)
Künye
Genel Yayın Yönetmeni
Cenk REYHAN
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Zühal SİRKECİOĞLU DÖNMEZ
Yayın Kurulu
Akif Argun AKDOĞAN
Süheyla Suzan GÖKALP ALICA
Can Umut ÇİNER
Evren HASPOLAT
Koray KARASU
Özgün MİLLİOĞULLARI KAYA
Cenk REYHAN
Deniz YILDIRIM
Ozan ZENGİN
Danışma Kurulu
Prof. Dr. Örsan AKBULUT
Doç. Dr. Hüsniye AKILLI
Prof. Dr. Yüksel AKKAYA
Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER
Prof. Dr. Tayfun ÇINAR
Prof. Dr. Oya ÇİTÇİ
Prof. Dr. Ahmet Alpay DİKMEN
Prof. Dr. Mehmet ECEVİT
Doç. Dr. Cengiz EKİZ
Muzaffer İlhan ERDOST
Prof. Dr. Özer ERGENÇ
Prof. Dr. Güngör EVREN
Prof. Dr. Atilla GÖKTÜRK
Prof. Dr. Can HAMAMCI
Prof. Dr. Gülser Ö. KAYIR
Prof. Dr. Ruşen KELEŞ
Prof. Dr. Nuray E. KESKİN
Prof. Dr. Bilsay KURUÇ
Prof. Dr. Ayşegül MENGİ
Prof. Dr. İzzettin ÖNDER
Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA
Prof. Dr. Metin ÖZUĞURLU
Doç. Dr. Sonay B. ÖZUĞURLU
Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN
Prof. Dr. Hakan REYHAN
Prof. Dr. Seriye SEZEN
Prof. Dr. Cem SOMEL
Prof. Dr. Mümtaz SOYSAL
Prof. Dr. Erkan TURAL
Prof. Dr. Menaf TURAN
Prof. Dr. Oktar TÜREL
Doç. Dr. Birkân UYSAL
Doç. Dr. Aslı YILMAZ UÇAR
Yazışma Adresi
YAYED Ziya Gökalp Cad. No. 30
Kat. 5 D. 17 06420
Kızılay / ANKARA
Tel: 0 312 430 35 60
Faks: 0 312 430 62 90
E-posta: msydergi@gmail.com
Altı Aylık Kuramsal Dergi
Ulusal Hakemli Dergi
Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın
Sertifika No: 0307-06-008465
ISSN:1306-8202
MSY, IBSS, ULAKBİM
TR Dizin Sosyal ve Beşeri Bilimler'de
yer almaktadır.

2022 (Sayı: 38)
1
:
ÇEVRE SORUNLARI, DEVLETİN POZİTİF YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE İDARENİN SORUMLULUĞU
Süheyla Suzan GÖKALP
Çevre hukukunun kapsamına, çevreyi korumak ve geliştirmek, çevre kirliliğini gidermek ve zararları tazmin amacıyla kurallar koymak, bütün bunlar için kaynak yaratmak ve yaptırımlar önermek girmektedir. Ç evre hukuku, yasal ve finansal araçlarla korumanın masraflarını kar karşılayan sorumlular ile çevresel zararın giderilmesi amacını ta taşıyan yeni çevresel ilke ve tanımlara dayanmaktadır. Bu kapsamda , çevreyi kirletenlerin hukuki sorumlulu sorumluluğuna, ortaya çıkan zararın tazmin ettirilmesi amacıyla gidilmekte dir. Çevresel sorumluluk, gelecek ku kuşaklar için bugünkü kukuşakların, emanet olarak ya yaşadıkları çevrenin korunması sorumlu luluğunu içeren sürdürülebilirlik kavramına dayanmaktadır. Günümüzün en büyük çevre sorunu olan iklim değişikliğinin etkilediği dezavantajlı grupların yanı sıra gelecek nesillerin haklarına olan etkisi, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir gündem maddesidir. Bu hakların korunması ve geliştirilmesi ile mağduriyetlerin önlenmesi öncelikle devletlerin sorumluluğ undadır. Ç evrenin ve dolayısıyla sağlığın korunması alanındaki faaliyetlerini kamu hizmeti olarak yürütmek zorunda olan ve sosyal devlet ilkesini hayata geçirmek isteyen devlet, kamu düzeninin bir parçası olan çevreye ilişkin mevzuatın kendisine yüklediği yetki ve görevleri layıkıyla yerine getirmelidir. Bu görevlerin yerine getirilmesinde devletin sorumluluğunun kapsamının belirlenmesi önem arz etmektedir. B ireylerin sorumluluğunun yasal kurallara bağlanması, uyulması zorunlu ilke, kural ve yaptırımların belirlenmesi ise çevresel sorumluluğun dayanağını oluşturmaktadır.
2
:
HESAP VERME SORUMLULUĞU BAĞLAMINDA PERFORMANS DENETİMİ RAPORLARININ KAMU YÖNETİMİNE ETKİSİ
Şeyma EŞKİ ÇAYLAK
Sayıştay performans denetimi raporları hesap verebilirlik mekanizmasına katkı sağlayan önemli araçlardan biridir. Raporların bu mekanizmaya katkısının arttırılabilmesi denetim uygulamasının Uluslararası Yüksek Denetim Kurumları Teşkilatı (The International Organization of Supreme Audit Institutions / INTOSAI) Performans Denetimi Uygulama Rehberiyle (PDUR) uyumlu bir şekilde düzenlenmesi ile doğrudan ilişkilidir. Türkiye’de Sayıştay performans denetiminin uluslararası standart ve uygulamalarla uyumlu bir şekilde gerçekleştirildiği dönem 1996-2010 dönemidir. Bu bağlamda çalışmanın konusu 1996-2010 dönemi Sayıştay performans denetiminin kamu yönetimine etkisi ve performans hesap verme sorumluluğuna katkısıdır. Çalışma, hesap verme sorumluluğuna katkısı bağlamında performans denetimi raporlarının kamu yönetimine etkilerini tespit etme ve tartışmaya açma amacı taşımaktadır. Bu kapsamda öncelikle, idarenin hesap verme sorumluluğunun ne olduğu ve tarihsel süreci genel olarak ele alınmaktadır. Sonrasında, çalışmanın odağında yer alan performans hesap verme sorumluluğu ve denetimi arasındaki ilişki incelenmekte ve bu ilişki bağlamında performans denetimi raporlarının kamu yönetimine etkileri ilgili mevzuat ve rapor incelemesi, raporlara yönelik denetlenen kurumlardan, parlamentodan ve medyadan gelen ilgi, eleştiri ve tepkiler üzerinden tartışılmaktadır.
3
:
TÜRKİYE’NİN KENTSEL KORUMA POLİTİKASI
Hazal Ilgın BAHÇECİ BAŞARMAK
Geçmişten günümüze Türkiye’de kentsel koruma politikaları, büyük ölçüde, kentin fiziksel sorunları üzerinden ve fiziksel tarafı ağır basan imar planları kapsamında ele alınmış; kentlerin korunarak gelişmesi açısından farklı yaklaşımlar geliştirme çabasına girilememiş ve dolayısıyla bütünsel kent planlamasından uzak bir yapı süregelmiştir. 1960’lı yıllarda kentsel koruma alanına artan ilgiye karşın, özellikle 1970’li yıllardan itibaren kentsel planlamanın aynı tip planlara yönelmesi, giderek tek tipleşen kentleri yaratmıştır. Kentsel koruma politikalarının da “tek tip” koruma amaçlı imar planları kapsamında şekillenmeye başlamasına neden olan bu durum, bir yandan kentlerin tarihi ve kültürel değeri bulunan alanlarındaki tahribatın artmasına, diğer yandan da kentlerin diğer alanlarında yoğun bir imar baskısının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çalışmanın amacı, Türkiye’nin kentsel koruma politikasının gelişimini, tarihsel gelişme süreci içinde ele alarak incelemek ve değerlendirmektir. Bu çerçevede önce kentsel koruma ve kentsel koruma politikalarının önemine değinilecek, ardından kentsel korumanın dünyadaki gelişim seyri ele alınacak ve son olarak kentsel korumanın Türkiye’deki gelişimi ilgili yasal ve kurumsal çerçeve temelinde incelenecektir.
4
:
BELEDİYE İŞÇİLERİNİN HUKUKİ STATÜSÜNE DAİR SORUNLAR VE İSTİHDAMA YANSIMALARI
Sinan ÇINAR
Kamu hizmetlerinin özelleştirildiği, güvencesiz çalışmanın yaygınlaştığı, içtihat ve mevzuatta memur eli ile yapılması gerektiği kabul edilen pek çok kamu hizmeti ve kamu görevinin işçiler eli ile yürütüldüğü günümüzde özellikle belediye işçilerinin kamu personel rejimi içerisindeki yeri tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bu çalışmada, özellikle son yirmi beş yılda uygulamaya konulan ve kamuda çalışma hayatını etkileyen yasal düzenlemeler ile yargı kararları birlikte değerlendirilerek, belediye işçilerinin özellikle idare ve ceza hukuku karşısındaki durumu tartışma konusu yapılacaktır. Bu yapılırken öncelikle işçiler eli ile yürütülen belediye görevlerinin niteliği belirlenmeye çalışılacak, sonrasında belediyelerdeki istihdam rejiminin genel hatları ortaya konulacak ve nihayetinde mahkeme kararları, öğretideki görüşler ve kurum görüşleri değerlendirilerek belediye işçilerinin personel rejimi içerisindeki yeri, görev ve sorumlulukları ile bu rejim içerisinde yaşadıkları hak kayıpları belirlenmeye çalışılacaktır. Bu hak kayıplarının engellenebilmesi için günümüzde yaşanan değişimler de göz önünde bulundurularak kamu hukukunun önemli kavramlarından biri olan kamu görevlisi kavramının yeniden tanımlanması gerekmektedir. Belediye işçilerinin “diğer kamu görevlisi” tanımı içerisinde yer almadığına yönelik içtihat ve kurum görüşlerinin değerler dizisinde yaşanan değişim dikkate alınarak tekrar değerlendirilmesi, asli ve sürekli kamusal hizmetleri yerine getiren şirket işçileri de dâhil olmak üzere belediye işçilerinin “diğer kamu görevlisi” tanımı içerisinde kabulü yaşanan hak kayıplarının önlenmesi adına daha doğru olacaktır.
5
:
OLAĞANÜSTÜ KOŞULLARDA TAHIL YÖNETİMİ: MİLLİ KORUNMA KANUNU ÜZERİNDEN KISA BİR DEĞERLENDİRME
Güler ÜNLÜ
Gıda güvenliği, günümüzün milli güvenlik meseleleri arasında sayılmakta ve pek çok bilim dalı tarafından yeniden popüler bir çalışma alanı haline gelmektedir. Gıdanın ve beslenmenin insanlık tarihinin başından bu yana ana maddesi olarak kabul edilen tahıllar, ziraat ve ekonominin ihtisas alanı olarak değerlendirilmiştir. Ancak, tahıl meselesi, aynı zamanda devlet yönetimine içkindir ve bir kamu politikası alanı olarak tarihte yerini almıştır. Tahıl yönetimi, üretimden tüketime kadar geçen tüm süreçler için önerilen bir kavram olmakla birlikte olağanüstü koşullarda bu yönetim alanı daha net çizgilerle görülebilmektedir. Bunun Cumhuriyet tarihindeki en yakın örneği İkinci Dünya Savaşı sırasında Milli Korunma Kanunu ile deneyimlenmiştir. Bu çalışma, 21. yy’ın ilk çeyreği itibariyle tarihsel öneminden hiçbir şey yitirmeyen tahıl yönetiminin unsurlarını Milli Korunma Kanunu çerçevesinde ortaya koymaktadır. Yakın dönem tarihimizdeki bu deneyimi değerlendirmek, günümüzde Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle tahıl üzerinde yoğunlaşan sıcak gelişmeler bakımından da önemlidir.
6
:
ALMANYA’DA KAMU YÖNETİMİ DİSİPLİNİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE NESNE SORUNU: WEİMAR CUMHURİYETİ ÖNCESİ VE SONRASI
İsmail Bahadır TURAN
Almanya’da “Yönetim Bilimi” uzun bir geçmişe ve güçlü bir geleneğe sahiptir. Bu çalışmada, söz konusu geleneğin konumunu, burjuvazinin anayasal hareketlerle devlet iktidarına katılma çabaları kapsamında hukuk alanına kaybettiği ve yönetim alanına idare hukukunun egemen olduğu, aynı zamanda idare hukukundan ayrı yönetim bilimi oluşturma girişimlerinin sonuçsuz kaldığı Weimar Dönemi bağlamında gösterilecektir. Bu çerçevede ilk olarak kısaca yönetim bilimi geleneğinin kökenine değinilecek, ardından burjuvazinin devlet iktidarına katılma çabası kapsamında söz konusu geleneğin gerilemesi ve idare hukukunun yükselmesi açıklanacaktır. Aynı zamanda yönetim bilimi geleneği ile idare hukuku arasındaki nesneye dair gerilim ortaya konacak, son olarak da yönetim bilimi geleneğinin yeniden kurulma girişimleri ve bu girişimlerin sonuçsuz kalması irdelenecektir. Çalışma, yeni üretim tarzının varlığını açıkça gösterdiği, anayasal hareketlerin karşı konulmaz biçimde geliştiği 19. yüzyılın ikinci yarısı ile yönetim alanında sert bir kopuşu gösteren “Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei-NSDAP) iktidarı ele geçirdiği 1933’e kadarki dönemi ele almaktadır. Bu bağlamda Alman yönetim bilimi geleneğini, kapitalist üretim biçiminin yeni sınıfı burjuvazinin, siyasi güce ortak olmak üzere hukuk alanını kullanarak gerilettiği ve söz konusu yönetim bilimi geleneğinin çeşitli canlandırma girişimlerine rağmen kaybolduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Türkçe alanyazında nesne tartışmalarında ağırlık olarak ABD ve Fransa örnekleri kapsamlı biçimde çalışılmıştır. Ancak önemli bir yönetim geleneğine ve birikimine sahip Almanya’daki gelişmeler incelenmeden durmaktadır. Dolayısıyla Almanya’daki gelişmelerin bu doğrultuda serimlenmesinin Türkiye bakımından Kıta Avrupa’sı kaynaklı etkilenmeyi tamamlayıcı ve ABD etkisini açıklayıcı olabileceği değerlendirilmektedir.
7
:
DİL VE YAPI: OSMANLI-TÜRK MODERNLEŞME SÜRECİNDE DİLSEL DÖNÜŞÜMÜN YAPISAL DÖNÜŞÜME ETKİSİ
Cenk REYHAN
Osmanlı-Türk modernleşme sürecinde modern bir dil ve terminoloji ve onunla içkin yeni bir yapı inşa edilmedi. Geleneksel meşrulaştırma söylemi Tanzimat Fermanı’ndan cumhuriyetin kuruluşuna değin, ekonomi-politik bilimin terminoloji ile ifade etmek gerekirse sürekli kendini “basit yeniden üretti”. Buna karşılık, Kuva-yı Milliye dönemi ve bu dönemde toplanan yerel ve ulusal ölçekli kongre belgelerindeki dil ve anlam yapılarının içerik analizi yapıldığında yeni bir dil ve yeni bir terminolojinin gelişmekte olduğu gözlemlenebilmektedir. 1921 Anayasası’nda Türk devriminin mantığı, “egemenlik bilâ kayd ü şart milletindir” ifadesi ile “dil”e geldi. Takip eden dönemde, bu yeni “dil” ve terminoloji ile ilintili yeni bir siyasal/kurumsal “yapı” inşası kaçınılmazdı. Bunun anlamı dilin, yine ekonomi-politik bilimden ödünç aldığımız tabirle, kendini “geniş yeniden üretmesi” suretiyle yeni bir rejimi inşa etmesidir. Osmanlı-Türk aydını söz konusu olduğunda, gerek dillerinin kendi dünyalarının sınırlarını oluşturması, gerekse yeni kelime ve terminoloji oluşturmaktaki çekingenlikleri, yeni bir “dil” ve onunla içkin “yapı”nın inşa edilmesindeki başarısızlıkları dikkat çekicidir. Tüm geleneksel-yapısal tahakkümlere rağmen, yine de, “dil”sel ve bununla içkin bir şekilde “yapı”sal dönüşüm, yeni bir rejimin inşası ile sonuçlanan modernleşme sürecine karşılık gelmektedir. İncelemede, İmparatorluktan Cumhuriyete, Türkiye’de “dilsel dönüşüm”ün “yapısal dönüşüm”e etkisinin tarihsel süreçlerini izleyeceğiz.
8
:
YARI-MONARŞİDEN BAŞKANLIĞA TÜRKİYE’DE HÜKÜMET SİSTEMİNİN EVRİMİ
Abdullah METİN, Serkan ÜNAL
Bu çalışma Türkiye’nin 1876’dan bugüne hükümet sistemini araştırmaktadır. Türkiye’de hükümet sistemleri genelde darbeler ve liderlerin inisiyatifi ile değişmiş, cumhurbaşkanları ve başbakanların güç ilişkisine bağlı olarak karakter kazanmıştır. Bu çalışmada hükümet sistemleri literatürüne ek olarak, hükümet sistemlerini ortaya çıkaran tarihî arka plan, anayasalara yansıyan hukukî boyut ve siyasi arenadaki fiilî işleyiş göz önünde bulundurularak dört boyutlu perspektiften sistem okuması yapılmıştır. Bulgular Türkiye’nin hemen hemen tüm hükümet sistemlerini tecrübe ettiğini göstermektedir. Şöyle ki, Türkiye’de 1876’ya kadar monarşi, 1876-1920 arası yarı-monarşi, 1920-1923 arası meclis hükümeti, 1923-1960 arası karma sistem (kuvvetler birliği fonksiyonlar ayrılığı), 1961-2007 arası parlamenter sistem, 2007-2014 arası yarı-başkanlık (başbakancı-başkanlık formu) sistemleri uygulanmıştır. Başkanlı-parlamenter sistem ise 1923-1950 ve 2014-2018 dönemlerinde fiilî olarak ortaya çıkmıştır. 2017’den itibaren ise başkanlık sistemi uygulanmaktadır. Muhalefetin sisteme yönelik eleştirileri ve yeni sistem önerileri Türkiye’de sistem arayışının devam edeceğini göstermektedir. Çalışma bu eleştiriler, vaatler ve arayışın değerlendirmesi ile neticelendirilmiştir.
9
:
Tüm Sayı
Memleket Siyaset Yönetim
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki dökümanlar izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. © 2015
Web Tasarım